2
emlak

Gıdıklama – Pepo Zarko

Ana Sayfa » Köşe Yazıları » Gıdıklama – Pepo Zarko
Paylaş
Tarih : 13 Haziran 2019 - 21:17

Gıdıklama – Pepo Zarko

BAHAR

Merhabalar,
Beklediğimiz BAHARIN (?) bir türlü gelmediği, puslu ve yağmurlu havaların bilhassa da İstanbul’da hala devam ettiği bu günlerde; aklıma çoğunuzun bildiğini sandığım bir fıkra geldi aklıma. Günümüze uygun bu fıkrayı müsaadenizle kendi yorumumla yazmaya veya anlatmaya çalışacağım.
Adamın biri, düşünceli bir halde kiliseye gider ve papazı arar. Papazda adamı görünce;
‘’Buyur evladım. Söyle. ne istiyorsun? Sana nasıl yardımcı olabilirim?’’ der.
‘’Aziz peder, başıma işin içinden çıkamadığım çok değişik olaylar geldi. Bunun için size geldim…’’
‘’O zaman; gel şöyle; günah çıkartma odasına gidelim…’’ deyip günah çıkartma odasına girerler. Papaz, ortada ki paravanı kaldırarak; (sanırım öyledir, filmlerde hep böyle oluyor galiba, neyse…)
‘’Anlat bakalım…’’ der ve adamda başlar anlatmaya;
‘’Aziz peder, geçenlerde Vergi dairesindeki bir müşkülatım için Ekonomist olan kayınbiraderin evine uğradım. Ama kendisi yoktu. Yengem vardı sadece. Bana; ‘Gel otur. Neredeyse gelir…’’ deyip havadan sudan konuşmaya başladık. Tam o sırada; bir telefon!!’’
‘’Eee…’’
‘’Yengem telefonu açtı. Arayan kayınçoydu ve bu akşam eve gelemeyeceğini söyledi. Siz olsanız ne yaparsınız? Çıkarsınız değil mi? Bende tam evden çıkacakken, yengem; ‘ya,artık geç oldu, gel bir yemek yiyelim, öyle gidersin. Hem burası yabancı yer mi?’ demesin mi? Birde ısrar edince kıramadım tabi. Kaldım orda. Yemek yedik,içki içtik. Vakitte baya geç olunca; ‘Artık ben gideyim yenge…’ dedim. Vayyyy!! Sen misin gideyim diyen!! Bir yağmur, bir yağmur, Allah seni inandırsın sanki Nuh’un tufanı mübarek…’’
‘’Yaaa…’’
‘’Yaaa; neyse; yengem de yağmuru görünce; ‘Ya bu yağmurda hiç çıkılır mı? Dinsin, öyle çıkarsın. Hem, burası yabancı yer mi? Hem derdini de anlatırsın…’’ deyince, bende kaldım. Başladık sohbet etmeye, buraya geliş sebebimi anlatmaya. Yengem derdimi dinleyince; ‘Ayol; bütün derdin para olsun. Dur; şimdi geliyorum;’ deyip odadan çıktı ve bir tomar parayla geri döndü. ‘Al canım. Git, müşkülatını hallet. Ama bir şartım var. Bu akşam bu yağmurda beni yalnız bırakma. Olur mu?’’Siz olsanız kalmaz mısınız? Bende kaldım. ’’
‘’İyi yapmışsın…’’
‘’İyi yaptım da ama artık içkiden mi, ortamdan mı, çalan romantik müzikten mi; bilmiyorum; birbirimizle yakınlaşıp birlikte olmayalım mı?’’
‘’…..’’
‘’Yaaa!! Neyse; sağ olsun yengem sayesinde halletmiştim Vergi Dairsindeki müşkülatımı. Ama ticaret hayatı öyle değil ki!! Bu seferde alacaklılar; alacaklılar istemeye başladı alacaklarını. Ne yapayım ne yapayım diye düşünürken aklıma bacanağım geldi. Kendisi tanınmış bir tüccar olduğundan, halletse halletse o hallederdi. Gittim bacanağa. O’da ne!! Bacanak evde yok. Bir tek baldız. O’da gözü yaşlı karşıladı beni. Üzüldüm tabi. Sordum. ‘Hayrola?’ Hay,sormaz olaydım. Bir dokun, bin dert dinle. O derece yani. ‘Ah, ahh!! Sorma!! Gittiiii!! Gitti boynu kopasıcası pezevenk!!’ Nereye diye sormadan; ‘Buldu bir Nataşa, hep onda, hep onda!!’ Üzülmüştüm doğrusu. Tam gidecekken; ‘Sen niye geldin?’ diye sordu. Bende durumumu anlattım. Baldız; ‘Tüm derdin bu mu? Gel içeriye de halledeyim.’ O durumda siz olsanız ne yaparsınız? Bir tarafta peşinizde silahlı alacaklılar, bir tarafta size para verecek baldız. Mecburen içeri girdik. Oturduk. Az sonra baldızda yengem gibi bir tomar parayla içeri girdi. ‘Al bunları. Git işini hallet. Ama bir şartım var. Bugün beni dinleyeceksin.’ Bende paranın hatırına kadıncağızı dinlemeye başladım. Bir o anlattı, bir ben. Vakitte su gibi akıyordu. Tam ayaklanıp gitmeye hazırlanırken yağmur yağmaya başlamasın mı? Aman Allah’ım. O ne yağmur böyle. Sanki gökler açılmış, yağıyor da yağıyor rahmet. Baldız yağmuru görünce; ‘Ya’ dedi. ‘Bu kadar arkadaşlık ettik, birbirimizin derdini dinledik. Bari bir yemek yiyelim de öyle gidersin’ demesin mi? Para bulma stresi, peşindeki alacaklılar, dövülme veya vurulma riski, üstüne üstlük birde açlık ve dışarıda da tufan. Siz olsanız ne yapardınız? Evet. Bende kaldım. Baldızla yemekler yedik, içkiler içtik, hoş sohbet ettik, kahveyi de içtik ama yağmur; bırak azalsın, şiddetini arttırdıkça artırdı. Baldız ikilemde olduğumu anlayınca; ‘Bak şimdi. Yanında bolca para var. Havaysa tekin değil. Bu havalarda ne olacak, hiç belli değil. İyisi mi, sen bu gece burada kal. Hem; burası yabancı yer mi? Üstelik; ben şimşeklerden ve yıldırımlardan da çok korkarım’ demesin mi?’’
‘’Eee…’’
‘’E’si kaldık mı orda! Şimşek çaktıkça başladı mı baldız bana sarılmaya. Bana sarıldıkça ben bir hoş oluyor muyum! Ben hoş oldukça o’da oluyor mu bir hoş! O hoş ben hoş olunca bir güzel yakınlaşıp oluyor muyuz yine beraber…’’
’Yaaa!! Bir dakika evladım. Ben hemen geliyorum…’’ deyip dışarıya çıkıp gelir, papaz efendi.
‘’Devam et evladım…’’
‘’Aziz peder. Biliyorsunuz. Ekonomi berbat. Dolar bir çıkıyor bir iniyor. Borsa desen; ayna, çal çal oyna. İş desen? Allah seni inandırsın siftah bile yok. Tam bu sırada bizim kayınpeder vefat etmesin mi? Gerçi baya varlıklıydı. Hanlar, oteller, apartmanlar, bankada yüklüce para. Ama cimri bir egoistti rahmetli. Beni de hiç sevmezdi. Varsa kendisi, yoksa kendisi. Rahmetli, ikinci eşi olan genç kaynanama bile koklatmazdı paraları. Ne oldu! Kendi otelinde sekreteriyle… Neyse yahu. Öldü işte. Olan genç kaynanama oldu. Cenaze evinde eşim dahil herkes timsah gözyaşlarını dökerken ben işlerim ne olacak diye dertli dertli düşünüyordum bir köşede. Herkes dedikodu yapıp kalan mirası düşünürken bir tek kaynanam fark etti beni. Yanıma yaklaştı; ‘Niye bu kadar üzgünsün?’ diye sordu. Kaynanama baktım. Birden kendisine sarıldım. ‘İş yok. Güç yok. Para yok. İcracılar kapıda’ diye başladım ağlamaya. Genç kaynanamda narin elleriyle başladı başımı okşayıp teselli etmeye. ‘Üzülme damat. Yarın otelime gel. Hem icracıların borcunu veririm, hem de otelde müdürlük işi…’ deyince hem sevindim, hem şaşırdım. Genç kaynanam gözlerime birde tatlı tatlı bakıp; ‘Hem senden başka kime güvenebilirim?’ deyince; ben sabahı zor ettim.’’
‘’Bir dakika evladım. Geliyorum…’’ deyip papaz efendi yine dışarı çıkıp geldi. ‘’Devam et evladım…’’
‘’Neyse, ertesi gün hemen kaynanama gittim. Biraz sohbet ettikten sonra, ‘Şakk!’ dedi, parayı verdi. Ben tam çıkacakken; ‘İşini gör. Firmanı kapat. Hemen gel. Sana yeni işini göstereceğim…’’ dedi. Bende bir koşu önce icra dairesine sonra muhasebeciye daha sonrada ‘kapatma’ işlemi için doğru Vergi Dairesine gittim. Bürokrasi işte. Otele dönünceye kadar neredeyse akşam olmuştu. Sevinçle genç kaynanama sarıldım. ‘Tamam’ dedim. ‘İşlerimi hallettim.’ dedim. Genç kaynanamda başını sallayıp oteldeki yeni işimi anlatmaya, göstermeye başladı. Otelde, otel yani. Gez, gez; bitmiyor. Saatler nasıl geçti farkında bile değiliz. İş bitip tam çıkacakken; ‘Aç mısın?’ diye sormaz mı? Ey Allah’ım. Kulun istediği bir göz, Allah vermiş iki göz. Hiç mızıkçılık yapmadan; ‘Açım.’ dedim. Girdik restorana. Güzel bir müzik eşliğinde bir güzel yemekler yedik mi! İçkileri içtik mi! Ardından çalan romantik müziğin eşliğinde birbirimize sarılıp dans ettik mi! Saatler ilerleyip otelden tam çıkacakken birde güzel yağmur başladı mı! Gerisin geri dönüp beni kapıda bekleyen genç kaynanamla oracıkta; kendiliğinden olduk mu hoş! Sonrada kral dairesinde olduk mu bir başka hoş…’’
‘’Bitti mi evladım?’’
‘’Nerde…’’
‘’…’’
‘’Kaynanamdan sonra bir iş için onun kız kardeşine uğr…’’
‘Uğradım’ kelimesi bitmeden, papaz bir hışım, oturduğu yerden kalkıp hemen adamın günah çıkartma girer. Adamı kolundan tuttuğu gibi;
‘’Bana bak!! Hava ha patladı, ha patlayacak. Mübarek baharda nedense bir türlü gelmedi. Şimdi; gökten ne yağar bilmem! Ama; eğer biraz daha durursan burada , valla papazmışım demem!! Seni şuracıkta BEN hallederim ona göre!! Defol git ulan!!’’der.
Evet, fıkramız bu kadar…
Sevgili arkadaşlar, tabiatı engelleyemeyiz! Ancak; bizlerden hep bir şeyleri isteyenleri böylesine evlerimizde ağırlar, sonrada saf saf yedirip içirir; bununla da kalmayıp her yağmur yağdığında da o mağdur gibi gözükenlerin altlarında paspas olursak; üstümüze daha çooook çıkılır ve bu maalesef alışkanlık bile yapar. Çareyse; sadece silkelenmek ve uyanmak. Bizi altlarında ezmek isteyenlere; ‘Hey, ne yapıyorsun!‘’diyebilmek. Sizce silkelenmenin ve uyanmanın zamanı; gelmedi mi hala? Bence zamanı geldi! Üstelik her yağmur yağdığında o mağdurları oynayan tüm egemen güçlere de bir şeyleri tattırma zamanı!! Zaman artık; altta kalma zamanı değildir çünkü!! Umutsa; BAHARIN İLLAKİ ENİNDE SONUNDA GELECEĞİ GERÇEĞİ KADAR; BEKLEDİĞİMİZDİR!! Ne dersiniz…
10. Nisan. 2019 Erdek Pepo…

Etiketler : , , ,

SPONSOR REKLAMLAR

BENZER HABERLER

Istakozun Günlüğü – GEL DE KISKANMA
Istakozun Günlüğü – GEL DE KISKANMA

Istakozun Günlüğü – GEL DE KISKANMA Recai ÇEVİK Bir küçük çınar yeni boy atıyor çimenlikte bir küçük çocuk balonu elinde bir minik

Istakozun Günlüğü – HARMAN DALİ…
Istakozun Günlüğü – HARMAN DALİ…

Istakozun Günlüğü – HARMAN DALİ… Recai ÇEVİK Yukarı mahallenin çocuğuyum ben ben denizi uzaktan severim. Dağlara tutkunum denize

Zeytinde Bu Hafta – ZEYTİNDE BU ZAMAN Kİ DÖKÜLME-3
Zeytinde Bu Hafta – ZEYTİNDE BU ZAMAN Kİ DÖKÜLME-3

Zeytinde Bu Hafta – ZEYTİNDE BU ZAMAN Kİ DÖKÜLME-3 Tahir Özgür TANER Ziraat Mühendisi Bu makaleden de anlaşılacağı üzere, saptan vuruktan

Facebook Hesabınızla Bu Habere Yorum Yapabilirsiniz

Yorum Yap

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
reklam

KÖŞE YAZARLARI