2
emlak

Gıdıklama – Pepo Zarko

Ana Sayfa » Köşe Yazıları » Gıdıklama – Pepo Zarko
Paylaş
Tarih : 05 Kasım 2019 - 11:45

Gıdıklama – Pepo Zarko

İstanbul’un Adaları-1

Sevgili dostlarım,
Geçen gün, çalışma odamın dağınıklığını düzeltmek, ne kadar hurt murt şeyler varsa çöpe atmak ve odamı baştan düzeltmeye çalışırken, bir sürü dosyalar çıktı karşıma, bir zamanlar yazdığım. Öyle, masumca, unutulmuşluğun verdiği mahzunlukla, bir köşeye sıkışmış, bana; ‘’unuttun değil mi?’’ gibi tatlı tatlı bakıyor. Tabi, bilgi saray (bilgisayar değil, bilgi sarayJ) yok o zamanlar. Defter, kağıt ve bolca dosya kağıtları. O kadar. Bizde kağıtlara yazmışız bir sürü şeyi. Üşenmedim, hepsini çıkardım ve bir karar verdim.
Hayat kısa. Emrihak ne zaman gelir, belli değil. O zaman; ‘’bende bunları kayıt altına alayım, aldıkça da gazetede yayınlayayım’’ dedim, ömrüm yettiğince. İşte bugün o eski yazılardan ‘’adalar’’ hakkında yazmaya çalıştıklarımı sizlere aktaracağım. Ama önce bir konuya açıklık getirmeliyim.

Sevgili dostlarım.
2017 senesinden beri Erdek’te yaşıyorum. İstanbul’un adalarınaysa en son 2014 veya 2015yıllarında gittim. Açık konuşmak gerekirse Erdek’e taşınmamın en büyük nedeni, BARINMAK idi bizim için. Oğlum, işi dolayısıyla İstanbul’da kalmayı tercih edince –ki %100 haklı- bizde (karı-koca) ezelden beri sevdiğimiz ve aşık olduğumuz Erdek’e taşındık.
Lakin yiğidi öldür ama hakkını ver. Erdek’te yaşamama ve bu güzelim ilçeye yerleşmeme rağmen adını duyduğum, resimlerden sevdiğim, mekanından, denizinden, tabiatından bahsi geçtikçe adeta aşık olduğum; Avşa Adası, Marmara Adası, Turanlar köyü, Büyükova gibi adlarını şu an unuttuğum bir sürü yöreye, EKONOMİK nedenlerle gidemedim. İnanır mısınız; Kapıdağ, Kzikos’u bile bilmiyorum. Nasıl bileyim ki? Bir ufak iş için bile Bandırma’ya gitmeye kalksak, karı-koca yalnız 27 lira yol parası var. Avşa Adasına gitmekse apayrı bir servet gerekir benim gibi salt 1800 veya 1900 liraya yakın emekli maaşı alıp geçinmeye çalışan biri olarak.
Çalışmak, bir işe yaramak, evin bütçesine bir nebze katkım olsun istedim; sadece boş umut dağıttılar. O zaman? Hayatın bu acımasız ve zor şartlarında böyle yerlere gitmektense; konuşulan yöreleri gözümüzün önüne getirip ve hayal kurmayı tercih ettik. Çünkü hayal kurmak BEDAVA. Bundan ötesi yok, gitmez bizim gibi parasızlara. Oysa bugün bile, İstanbul’un adalarına hatta güzel yerlerine toplu taşıma araçlarıyla gitmek; bu kent ve ilçe kadar PAHALI değil. Neyse, nerden nereye geldim, değil mi?
Ben bir yerlere sıkışmış o yazıları hem kayda geçireyim, hem sizlerle dertleşeyim. Kaç yılında yazdığımı hatırlayamadığım adalar hakkında yazı çıktı önce karşıma. Bakın bakalım; neler demişim neler. Tabi birde o günün şartları ve moraliyle yazdığım bir yazı olduğunu da unutmayın emi.

‘’Adalar…
Yazları dolup taşan, kışlarıysa müdavimleriyle ıssızlaşan, doğanın cömert davrandığı yerler, bölgeler. Denizi, havası, daracık sokakları, yokuşları, tepeleri, kızları, delikanlıları, kiliseleri, camileri ve havralarıyla, üç dinin asırlarca kardeşçe yaşadığı İstanbul’un gerçekten efsane prens adaları. Genellikle ekalliyetler doldurur yaz gelince adaları. Ekalliyetlerinde paralıları.
(Not: Uzun zamandır, yaklaşık 2012 dahil, eskisi gibi gidemiyor; ekalliyetler, hatta çok sevdiğimiz değerli Müslüman komşularımız. Hani ev sahibi olanlar bir yere kadar gidiyor ama öyle eskisi gibi uzun bir müddet kalmıyor. Dahası evlerini satan nice dostlar biliyorum.

Sebebi; adalara yeni gelen yerleşikler. Hasbelkader sonradan parayı bulup zenginleşenler ve adaları adeta istila eden tabiri caizse maganda tipliler. Bununla kalsa iyi. Eskiden herkesin serbestçe denize girdiği sahiller bile, bir şekilde gasp edilmiş. Bunlar, Adalı ve çok değerli dostlardan aldığım duyumlar. Tabi; yazıyı kaç yılında yazdıysam artık, o zamanın şartları bugünün şartları gibi de değil; bilgilerinize…)

Herkes hayrandır adalara. Severler adalarda yaşamayı. Hele esnaf ekalliyet ailelerin yaz ayları adaya gitme sebebi, çoktan klişeleşmiş bir cevap gibidir. ‘’Çocuğumuz için…’’ Bazılarıysa ev bile almışlardır adalarda, borç harç, şu veya bu şekilde. Bazılarıysa borç harç anca sezonluk tutabilirler, azımsanmayacak milyarları sayarak. (o devrin parası).

Paylaşımlar vardır adalar arası. Mesela; Büyük Ada daha çok Musevilerin, Heybeli Ada karışık çünkü fazla pahalı olmadığından ne kadar esnaf ekalliyet varsa onlar gider, Burgaz ada aristokrat diyebileceğimiz gerçek zenginlerden, Kınalı Adaysa neredeyse tamamı Ermeni ve Süryanilerle doludur. Ortak özellikleriyse ama az ama çok tüccar sınıfından oluşlarıdır. Memur veya işçi kısmıysa ya görevlerinden, ya emekli olduklarından, yada işleri olduğundan yaşar adalarda.

Cıvıl cıvıldır adaların yaz geceleri, sahil boyunca sıralanmış çay bahçeleri ve lüks restoranların renkli ışıltılarında. Kahkahalar çınlar boşalırken kadehler. Düşünmezler asla yarının ne getireceğini çünkü; hazırdır bir şekilde kurulu düzenlerindeki oluşmuş mutlu yarınları. Yarının endişesi mi? Endişe bizim gibi iğneyle kuyu kazan garip bir terzi evladının yüreğindedir sadece.

Gençler; kızlı erkekli dolaşırlar sahili turlayarak. Kimi arkadaş, kimi sevgili. Kuytu yerler, sık ağaçlıklar, loş ışıklar. Aşklarına tutku veren en belli başlı mekanlardır, anne ve babalarından halen çekinen veya korkanlar için. Kulüpler vardır, üye olmayanların giremediği. Üye olmaksa bol paraya bağlı, kimliğin önemsizliğinde. Sıkıysa bir girmeye bak. Kapıda zebellan gibi dev, kara suratlı bir adam. Gözün yerse sıkı bir dayağı; bir ihtimal. Bizler? Bahane üretmekte şampiyon hayal gücümüz var oldukça, oskarlık performans çıkarır, girerdik gençliğimizin deli gibi akan kanımızın coşkusuna kanarak, adaların aşk kokan yaz gecelerine.

Diskotekler vardır, hiç tanımadığın bir kıza dans teklif edip sıkıca sarılabildiğin. Zorlama yok ha. İsteyerek. Bilerek. Bilerek kabul ederlerdi kızlar dans teklifimizi, artsız ve fesatsızca. Sanırım fesat olan bizdik ama yaz gecesinin atmosferi, romantizmin zirvesi, müziğin notaları kendiliğinden yaklaştırırdı bizi. Böylece tüm bir yaz yaşanacak o aşkın temelini de atardık, bir başkasına bakmadan.
Anlayacağınız tutkuyla yaşanırdı yaşanacak ne varsa, bile isteye. Pişmanlıklar duyulmadan. Adı üstünde. Yaz Aşkı. Yazın başlayan ve biten. Sonrası? Bizler için o zaman başlardı imkansızlık. O zaman başlardı parasızlığa isyan. İstemeden bitmeye mahkum olurdu bizim gibi sefillerin yaz aşkı, geriye unutulmaz anılar bırakarak.

Derler ki, bir zamanlar Rumların nüfusu daha çokmuş adalarda. Bize gösterip dururlardı, eski adalılar. ‘’Şu ev Mösyö Yorgo’nundu, şu tepede gördüğün üç katlı yer var ya, Mösyö Aleko’nundu. Gel şöyle, görüyor musun aşağıdaki köşkü, o’da Mösyö Hristo’ya aitti…’’ gibi. Sonrada anlata anlata bitiremezdi onların hikayelerini.

Ve bir gün… Bazı kendini bilmezler türedi. Fikirlerine; hırs, öfke ve karanlıklar dolmuş karanlık yüzlüler. Bir kıvılcım. Kıvılcım için bir şayia. Yetmişte artmış bile gayrimüslimlerin hepsine,‘’GAVUR’’ damgası vurmaya. Bir zamanlar kardeşçe yaşadığımız, din, dil, ırk, renk fark etmeden gerektiğinde ekmeğimizi, gerektiğimizde sevdalarımızı paylaştıklarımız o güzelim insanlara kalleşçe saldırdılar. Yağma ve talan ettiler her bir yanı. Acımasızca dövülenler, vahşice taciz hatta tecavüz bile edilenler, vahşet, mallara el koyma, hırsızlıklar vs…

Sonuç: Can tatlı elbet. Kaçarak gittiler ülkemizden geriye sadece unutulmaz anılar bırakarak. Ve o köşkler, o evler, o üç katlı hanaylar. Aklınıza ne gelirse. Peşkeş çekildi, el konuldu bu vahşilerce.
Kurunun yanında yaş yanar misali, hedef olan Rumların yanında Ermenilerde Yahudilerde bir sürü zarar gördü. Çok büyük bir nüfus gitti. Kimi Yunanistan’a, kimi Fransa veya Amerika’ya, kimileride İsrail’e. Bazılarıysa yeni umutlara yelken açıp Avustralya’ya.
Çünkü KORKMUŞLARDI. Korkununsa, Nubar’ı, Moşon’u, Yorgo’su yok! Sadece yaşanır…

Fırtına sonrası sessizlikte, yok pahasına ekalliyetlerin servetlerine sahip olan o kara suratlılar, sadece İstanbul’da değil, memleketin her yanında çoğaldılar da çoğaldılar. Zamanda yarayınca, zenginliklerine zenginlikler kattılar. Çünkü; ekonominin temel kuralını tam bilmeseler de pratik olarak öğrenmişlerdi. O’da gelir-gider dengesinde onların gelir fazlalığı. Gelir hiç tahmin edemeyecekleri rakamlarda arttı da arttı. Ama giderleri? Neredeyse aynı kaldı. Sadece fazla paranın gözleri açması sonucu bilhassa ERKEK ağa ve patronların yaşadıkları sefahat hayatı daha renkli olmaya başladı; o kadar… Zamanla bir çok şey öğrendi bu para imparatorları.‘’Hedefe ulaşmak için her yol MUBAHTIR!’’ Ancak unuttukları bir şey vardı ki; o’da sevginin hiçbir zaman kardeşliği yıkamayacak gerçeğiydi…’’Bu yıllar önce yazmaya çalıştığım yazımın bir bölümü. Devamı? Var tabi. O’da az sonra! Bu sinemada veya kanalda değil; bizim DOĞUŞ gazetesinde…Sevgilerimle…Pepo-21.10.2019-Erdek

SPONSOR REKLAMLAR

BENZER HABERLER

GÖNÜL DOSTLARI – ERDEK KÜLTÜR & SANAT TOPLULUĞUNDAN 10 KASIMDA ATAMIZI ANMA ETKİNLİĞİ!
GÖNÜL DOSTLARI – ERDEK KÜLTÜR & SANAT TOPLULUĞUNDAN 10 KASIMDA ATAMIZI ANMA ETKİNLİĞİ!

GÖNÜL DOSTLARI – ERDEK KÜLTÜR & SANAT TOPLULUĞUNDAN 10 KASIMDA ATAMIZI ANMA ETKİNLİĞİ! FİKRET ÇAĞIN Değerli okurlar, öncelikle

Zeytinde Bu Hafta  – ZEYTİN PARASINI ELERKEN KAYBEDİYORUZ!
Zeytinde Bu Hafta – ZEYTİN PARASINI ELERKEN KAYBEDİYORUZ!

Zeytinde Bu Hafta – ZEYTİN PARASINI ELERKEN KAYBEDİYORUZ! Tahir Özgür TANER Ziraat Mühendisi Zeytinin bakımı başlı başına bir iş. Bütün

Gıdıklama – Pepo Zarko
Gıdıklama – Pepo Zarko

Gıdıklama – Pepo Zarko İstanbul Adaları-3 Sevgili Dostlarım; Geçen yazıda kalemim el verdikçe, eski günlerin adam gibi adamlarını, kahkahayı,

Facebook Hesabınızla Bu Habere Yorum Yapabilirsiniz

Yorum Yap

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
reklam

KÖŞE YAZARLARI