2
emlak

GIDIKLAMA – Pepo Zarko

Ana Sayfa » Köşe Yazıları » GIDIKLAMA – Pepo Zarko
Paylaş
Tarih : 21 Temmuz 2019 - 19:49

GIDIKLAMA – Pepo Zarko

TUZLU
VANİLYALI
DONDURMA

‘’1973 yılının gençliğini doludizgin yaşadığım günlerdi. Evimiz Beyoğlu’na yakın olduğundan, gerek ailece, gerek arkadaşlarımla, Pazar sabahları erkenden uyanıp, arkadaşlarla sinemalara giderdik. O günün şartlarımı uygundu yoksa bizim gibi ekmeğini esnaflık yapan ailelerde mi çok para vardı bilemem ama kulakları çınlasın evin gerçek reisi anneciğimin verdiği harçlık, harca harca bitmezdi bir türlü. Tiyatrolar ikinci adresimizdi. Öğrenciydik ve Şehir Tiyatrolarının oyunlarını ucuz, ucuz seyrederdik. Özel Tiyatrolara bile giderdik. O kadar ki, öğrenci olmanın avantajıyla bu tiyatrolara nerdeyse Şehir Tiyatrolarına rekabet edecek paralar öderdik oyunlarını seyretmek için. O günden hatırladıklarım, Ulvi Uraz, Devekuşu Kabare, Nejat Uygur, Muzaffer Hepgüler, Nisa Serezli-Tolga Aşkıner, Dormen Tiyatrosu gibi sayısız tiyatroların varlığıydı. Her oyun güldürüyle birlikte mesaj verirdi. Ders verirdi.

Hele Genco Erkal’in gençliğinde oynadığı oyunlar. Adam resmen deli gibi bir şeydi sanırım. Ama; oynadığı! O deli adam, sahnede isyanları bağırarak haykırırken tüm dünyaya, adeta ŞİİR gibi oynardı o deliliği. Neden mi? Çünkü RUH vardı Genco’da. Aşk vardı. Sevda vardı adı yurt ve barış sevgisiyle harmanlaşarak gerçekleştirirken, tiyatro eylemini.

Ve o dönemlerde resmen tabu olan ’’Sol’’ kelimesi, resmiyet kazandı mavi gömleğiyle miting alanlarında fırtına gibi eserek yığınları kendinde toplayan bir lider tarafından. Dağa, taşa, hatta denizlere yazdırıyordu adını, ’’Karaoğlan’’ diye. Özgürlüklerin simgesi kuşları uçururdu, anlatmak için halkın ulusal bağımsızlığını.

‘’Adil, herkesin hakça paylaşacağı düzen!’’, ‘’Bozuk düzen!’’, ‘’Bu düzen değişecek!’’ gibi bir avazda söylenen sloganlar, alışılanın çok ötesinde halkçı ve mütevazi bir liderin varlığını müjdeliyordu. Küfür ve hakaret etmeyen, kendisiyle konuşmak isteyenlerle nezaketin en üst seviyesinden konuşan, kibirsiz, mütevazılığın mümessili bir liderdi o. Bu liderin adı Bülent Ecevit’ti.

İşte böyle bir zamanda gelmişlerdi yeni komşularımız, Şişhane, Çıkmaz Sokaktaki ’’Şalom Fresko’’ adlı köhne ve apartman demeye bin şahit ister evimize. Karşı daireye taşınmışlardı Aliye, Hüsnü ve küçük kızları Zekiye. O günler komşuluğun gerçek komşuluk olduğu günlerdi. Hani derler ya, komşu komşunun tuzuna muhtaçtır diye, gerçekten öyleydi. Vesile yaratmaksa o kadar kolaydı ki; gidersin dairesine, kapısını vurursun çekinmeden kapı açılır, komşun o günlerin gülen gözleriyle ’’Hoş geldin’’ der, sen fincanı uzatırsın; ’’ya komşucuğum be, yağım (veya tuzum veya başka bir şeyin…) bitmiş. Bir fincan kadar var mı?’’ der; sonrada bir tepsi börek veya artık başka ne yaptıysan tekrar kapısını çalar o gülen gözleriyle ’’buyurun…’’der, komşunda ’’gelin o zaman çayı da birlikte içelim…’’ der, böylece GERÇEK dostluğa dayanan komşuluk başlardı. (ki bu dostluk kardeşliğe bile dönüşürdü)

……………………………………………………………

Kapı çalındı. Annem bir telaş ıslak ellerini önlüğünde silerek bir koşu kapıya giderken, şaşırarak bana baktı ’’ne işin var burada…’’ der gibi. Bende ’’hiç…’’ anlamında omuzlarımı kaldırdım. Kapıyı açmasıyla kollarını açması, gelen o kadınında annemin kollarına sarılışını seyrettim hayretler içinde.

İşte o an… İlk kez gözlerine takılı kaldım. Adeta hapsetmiştin beni kendine, sen farkında bile olmadan. Ardından o yakışıklı ve genç adamla, küçük kızları da geldi. Göz göze gelmemek imkânsızdı. Adam bana yaklaştı, başımı okşadı, gerçekten içten ve samimi bir şekilde ’’Nasılsın ufaklık…’’ dedi. Aynı hareketi gözlerine hapsolduğum kadın, sende yaptın.  Sonrada, anneme gülümseyerek;

’’Üniversiteyi kazanan oğlunuz, değil mi… Maşallah, ne kadarda size benziyor…’’ dedin. Sonra, bana yine baktın.

’’Ben karşı komşunuz, Aliye!’’ yanında ki yakışıklı adamı göstererek ’’eşim, Hüsnü, bu çitlembikte kızımız Zekiye…’’

Bense, nasıl çıktığını bugün bile inanmadığım bir ses ile sadece,

’’Memnun oldum…’’ dedim.

Aslında dedim mi, demedim mi, yoksa ağzımdan ses kırıntıları mı çıktı,  inanın hiç birini hatırlamıyorum. Bildiğim tek şey bugün bile unutamadığım o anlamlı ve gülen gözlerindi. Ela, ela bakıyordun her şeye, her yere ve tabi ki bana. Mutluluk, sevinç, huzur vardı bakışlarında. O günlerde 28, bilemedin 29’undaydın. 30 bile yoktun. Ama olgun bir kadının tüm özelliklerini barındırıyordun o incecik ve naif bedeninde. Benim için dünya güzeliydin o an……………. (ve devam ediyor hikaye)’’

Sevgili Arkadaşlar,

Okuduğunuz bu satırlar, benim naçizane ‘’Tuzlu Vanilyalı dondurma’’ romanımsı hikayeden başlangıç pasajdı. Bir kısmı capcanlı, bir kısmı (isimleri değiştirdim) abartılı kendimce hikayecik işte. 20 Temmuz 1974 yılında ülkemiz hakkı ve haklı olarak Kıbrıs’ta ‘’Kıbrıs Barış Harekatı’’ yaptı. Şair bir başbakan, söz konusu Türkiye olursa elinden geldiğini ardına koymadığını tüm dünyaya haykırdı. Kahramanlık destanlarının yazıldığı adayı bağımsızlığa kavuştururken, Kıbrıs Türkü bir şeyi artık çok iyi biliyordu. ‘’Hiçbir kuvvet bizi acımasızca yok edemez!!!’’

Kıbrıs, emperyalizme meydan okuyan milli hükümetin kararlılığıyla, dünya tanımasa dahi bir devletti artık. Her bağımsızlığın bedeli olarak elbet ki şehitler verildi.

Hikayede o zaman başlıyor zaten. Bir tarafta henüz 19’unda ki bir gencin platonik aşkı, kadının hayranlık uyandıran sadakati ve eşi şehit olunca eşinin ailesince köyüne dönen Aliye’nin dramını. Bu kadar.

Arkadaşlar, söz konusu ülke menfaatleri olunca akan sular durur. Bunun için halkın bilinçli olması, yurttaşlık görevlerini bilmesi, her türlü yalandan dolandan ve boş inançlardan sıyrılması, yeterde artar bile. Bugün Doğu Akdeniz’de, Kıbrıs’ta yine pis kokulu oyunlar oynanıyor.

‘’Efendim, A.B. ve U.S.A. yaptırım yapabilirmiş, Kıbrıs Barış hareketinde olduğu gibi ambargolar olabilirmiş.’’

Sorarım size; bunların hangisi Türkiye’nin HAKLI OLDUĞU DAVADA BİR ADIM GERİ ÇEKTİREBİLİR Kİ? Elbet ki çektiremez! Çünkü dediğim gibi; HAKLIYIZ! Nasıl ki 1974’te haklıysak, bugünde haklıyız. Yeter ki bir olalım, biz olalım.

Bu ülke küllerinden doğup Kurtuluş Savaşını canı pahasına vererek bağımsızlığını kazandı. Yine her türlü zorluğu yener ve kazanır. Çünkü muhtaç olunan kudret, damarlarda akan asil kanda her zaman mevcuttur.

Pepo

19. Temmuz. 2019

Erdek

15.31

Not: kola dile, tam 45 yıl şaka maka. Her 20 Temmuz; unutulmaz anı ve buruk bir acılarla, her zaman hatırlanacak bir gün olacak; beynim ve bedenim bana ihanet etmedikçe… Pepo

SPONSOR REKLAMLAR

BENZER HABERLER

Gıdıklama – Pepo Zarko
Gıdıklama – Pepo Zarko

Gıdıklama – Pepo Zarko SOSYETE DÜĞÜNÜ-2 ‘’Sosyete Düğünü-1’’de okuduğunuz gibi 3 Ağustos düğünün olacağı Cumartesi günü;

Gönül Dostları – BANDIRMA’DA KÜLTÜR & SANATA VERİLEN ÖNEM ve DESTEK YEM TAVUK YUMURTA ve TAVUK TOPLUM!
Gönül Dostları – BANDIRMA’DA KÜLTÜR & SANATA VERİLEN ÖNEM ve DESTEK YEM TAVUK YUMURTA ve TAVUK TOPLUM!

Gönül Dostları – BANDIRMA’DA KÜLTÜR & SANATA VERİLEN ÖNEM ve DESTEK YEM TAVUK YUMURTA ve TAVUK TOPLUM! Fikret ÇAĞIN Değerli okurlar,

Istakozun Günlüğü – AFORİZMALAR
Istakozun Günlüğü – AFORİZMALAR

Istakozun Günlüğü – AFORİZMALAR Recai ÇEVİK Çanakkaleli Köylü Teyzenin öfkesine, doğasına sahip çıkma bilincine, kavgasına hayran

Facebook Hesabınızla Bu Habere Yorum Yapabilirsiniz

Yorum Yap

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
reklam

KÖŞE YAZARLARI